DSÖ birçok ülke için verem programı başlattı… ‘Türkiye’de tetikte olmamız lazım’

Tüberküloz, yani verem son yıllarda Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) bir hayli gündeminde. DSÖ, 20 yıldan beri ilk defa 2021’de tüberküloz vaka sayısında ve hastalığın ilaca dirençli formunda artış gerçekleştiğini açıklamıştı. 2022 raporuna göre, 2021’de yaklaşık 10 milyon 100 bin kişinin verem olduğu 1 milyon 600 bin kişinin bu hastalıktan ötürü yaşamını yitirdiği saptandı. Bunda Covid-19 salgınında sağlık hizmetlerinin küresel çapta sekteye uğraması kadar global ölçüde artan göçün de etkisi büyük.

Çünkü verem özellikle ekonomik krizlerin ve çatışmaların yaşandığı, yani refah düzeyinin görece düşük olduğu ülkelerde yaygın. DSÖ, bu ülkelere yönelik verem programlarını arttırıyor. Bahse konu yerler arasında Türkiye’nin göç aldığı ülkeler ve komşu ülkeleri de mevcut. Türkiye’de köklü bir veremle mücadele mevcut. Fakat ülkemizin göç yolunda bulunmasından ötürü uzmanlar, verem konusunda farkındalığımız olmasının büyük önem taşıdığını aktarıyor.

TÜRKİYE’NİN VEREMLE MÜCADELESİ

Verem, tedavisi sabır gerektiren bir hastalık… Yaklaşık 6 ay sürüyor. Bu da hastaların 6 ay boyunca ilaç kullanması ve takibinin yapılması demek. Ülkemizde tüberküloz hastalarının takibi ve ilaç dağıtımı Verem Savaş Dispanserleri tarafından ve ücretsiz şekilde yapılmakta.

Tüberküloz tanısı koyulan kişi, evine en yakın Verem Savaş Dispanseri’ne aktarılıyor ve dispanser hastaya bir gözetmen atıyor. Bu kişi, her gün hasta ilaçlarını içerken görüntülü konuşmayla, videoyla ya da yüz yüze olarak hastayı takip ediyor. Öte yandan, bahse konu dispanser söz konusu hastanın temaslı olduğu kişilerin testlerini de takip ediyor. 2021 verilerine göre, Türkiye’de 8 bin 591 tüberküloz hastası mevcut.

Verem hastalarının tedavilerini sonlandırmaları büyük önem taşıyor. Fotoğraf: Shutterstock

İstanbul Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi ve İstanbul Verem Savaşı Derneği Başkanı Prof. Dr. Zeki Kılıçaslan, dünyada her yıl ortalama 100 bin kişiden 120 tüberküloz hastası çıktığını, Türkiye’de bu sayının 100 binde 11 olduğunu aktarıyor ve genel olarak tüberkülozla mücadelede iyi durumda olduğumuzu belirtiyor.

Mersin Üniversitesi Halk Sağlığı Tıp Fakültesi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Caferi Tayyar Şaşmaz ise, tüberkülozun dünyada en fazla ölüme neden olan bulaşıcı hastalık olduğunun altını çiziyor ve yılda 1.2 milyon ölüme neden olduğunu dile getiriyor. Prof. Dr. Şaşmaz, ülkemizde de yılda 700 ile bin arasında tüberküloz kaynaklı ölüm gerçekleştiği bilgisini veriyor.

“Ülkemizde tüberkülozla mücadele başarıyla yürütülen bir program. Tanı konan her vakanın tam tedavi edilmesi lazım. İlaç tedavisi bittikten sonra da önerilen aralıklarla balgam testi yapılması gerekiyor” diyen Şaşmaz, hastanın ilaca başladıktan sonra tedaviyi yarıda bırakmasının çok tehlikeli olduğuna vurgu yapıyor.

Prof. Dr. Zeki Kılıçaslan da ilaca dirençli tüberkülozun güncel sorunlardan biri olduğunu kaydediyor. Kılıçaslan, bunun nedenini ise takip edilemeyen tüberküloz hastalarının ilaca direnç geliştirmesi olarak dile getiriyor ve ekliyor: “Bu kişiler de başkalarına bulaştırıyor.”

‘KOMŞULARDA VE ESKİ SOVYET ÜLKELERİNDE DURUM ÇOK KÖTÜ’

Kılıçaslan’ın verdiği bilgilere göre, eski Sovyet ülkeleri ile Afganistan ve Afrika’da durum çok kötü. Bu ülkelerde tüberküloz vakaları 100 binde 80’lerde varıyor.

DSÖ birçok ülke için verem programı başlattı... 'Türkiye'de tetikte olmamız lazım' - Resim : 2
Tüberküloz basili en az 6 ay tedavi gerektiriyor. Fotoğraf: Shutterstock

Prof. Dr. Kılıçaslan, “Türkiye’de vaka sayıları çok düşük. Bu da Cumhuriyet’in kurulmasından bu yana bizim tüberküloz kontrol programımızın başarılı şekilde yürütülmesinden kaynaklanıyor” değerlendirmesini yapıyor. HIV ve bağışıklığı bozan başka hastalıkların da tüberkülozu arttırdığını hatırlatan Kılıçaslan sözlerini şu ifadelerle sürdürüyor:

“Ama HIV de Türkiye’de düşük. Öte yandan, örneğin modern romatizma ilaçları ya da kortizonla bağışıklığı baskılayan ilaçlar kullan kişiler verem açısından sürekli kontrol edilir. Bir diğer sorunumuz da göçmenler. Türkiye’de tüberküloz sıklığı az ama tüberküloz sıklığı fazla olan ülkelerden göç geliyor bize.”

SAĞLIKSIZ KOŞULLAR ETKEN

Prof. Dr. Şaşmaz da tüberkülozun “sosyal bir hastalık olduğunu”, yani yaşam koşullarıyla büyük ilişkisi bulunduğunu aktarıyor. “Yetersiz beslenenler, kalabalık ortamlarda yaşayanlar risk gruplarında; yeterli hijyen koşullarının ve temel sağlık hizmetlerinin olmadığı ortamlarda hastalık daha fazla ortaya çıkıyor” diyen Şaşmaz, sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Toplumda yaşam koşullarını ne kadar olumlu hale getirirsek hastalığın görülme hızı daha da azalacak. Toplumun sosyo-ekonomik yönden gelişiminin sağlanması, bu hastalıkla mücadeledeki temel yaklaşım. Çok sayıda düzensiz göçmen gelmesi tüberküloz açısından ülkemizde bir risk oluşturmakta.”

Kılıçarslan, risk gruplarında yer alan kişilerin 2-3 haftayı geçen öksürük halinde mutlaka akciğer röntgeni çektirmesi gerektiğinin önemine vurgu yapıyor. “Bu kişilerin Verem Savaş Dispanseri’ne başvurması gerekiyor. Kılıçaslan, hastaların yüzde 90’dan fazlasının sağlığına kavuştuğunu dile getiriyor.

PEKİ İNCE HASTALIK?

DSÖ birçok ülke için verem programı başlattı... 'Türkiye'de tetikte olmamız lazım' - Resim : 3
Uzmanlar, bağışıklığın düşmemesi için sağlıklı beslenme ve düzenli uyku gibi uyarılarda bulunuyor. Fotoğraf: Shutterstock 

O zaman, kişinin büyük bir üzüntü yaşadıktan sonra verem olması, yani “ince hastalığa tutulması” nasıl oluyor? Bağışıklığı düşen kişide sessiz verem mikrobu aktif oluyor. Prof. Dr. Kılıçaslan, dünyada insanların yüzde 25’inde sessiz olarak duran verem mikrobu olduğuna işaret ediyor. Türkiye’de de bunun yüzde 15 civarında olduğunun tahmin edildiğini aktaran Kılıçaslan, “Yani verem mikrobu var ama aktif değil, kişiyi hasta etmiyor ve mikrop kimseye bulaşmıyor. Fakat bağışıklık düşerse mikrop aktifleşebiliyor” demekte.

[email protected] 

Kaynak: Web Özel

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir